Küresel Eşitsizlik: ESG Açısından Sistemik Bir Risk

Oxfam 2026 Raporu Eşitsizliğin Geldiği Noktayı Gösteriyor: Zenginlerin Dünyasında  Yoksulluğun Boyutu…

Günümüzde savaşlar, ticari gerilimler ve iklim krizinin yarattığı zorluklar zaten yüksek olan eşitsizlikleri birçok ülkede daha da derinleştiriyor.

Oxfam’ın Ocak 2026’da yayımladığı “Resisting the Rule of the Rich – Zenginlerin Egemenliğine Direnmek” raporu, küresel eşitsizliğin yalnızca gelir dağılımı sorunu olmaktan çıktığını; temel insan haklarını, toplumsal barışı ve demokrasiyi doğrudan tehdit eden yapısal bir krize dönüştüğünü ortaya koyuyor. Bu da aynı zamanda makroekonomik istikrarı, siyasi sistemleri, piyasa güvenini ve uzun vadeli yatırım ortamını tehdit eden sistemik bir riskin varlığını işaret ediyor.

Rapor son derece net ve bir o kadar da çarpıcı bir soru soruyor: Dünya demokrasi temelinde kapsayıcı büyümeyi mi seçecek, yoksa ekonomik gücün siyasi güce dönüştüğü bir “oligarşi” modeline mi sürüklenecek?

Bu soru, günümüzde ESG çerçevelerinin “S” ve “G” boyutlarının neden giderek daha kritik hale geldiğini de açıklıyor.

Servet Artıyor, Milyarderler Altın Çağını Yaşıyor

2025 yılı itibarıyla dünyadaki milyarderlerin sayısı ilk kez 3.000 kişiyi aştı. Söz konusu milyarderlerin toplam servetleri ise %16 artarak 18,3 trilyon ABD dolarına ulaşarak tarihi bir rekor kırdı. Bu bir önceki yıla göre 2,5 trilyon ABD doları servet artışı anlamına geliyor. 2020 yılına dönüp bakarsak milyarder servetlerindeki büyümenin %81 gibi çok yüksek bir oranda gerçekleştiğini görüyoruz. Daha da kaygı verici olan ise milyarderlerin servetinin son 5 yıldaki ortalama artış hızının 3 katı hızla büyümesi…

Eşitsizliğin geldiği noktayı gösteren en çarpıcı veri ise dünyanın en zengin 12 milyarderinin dünya nüfusunun en yoksul yarısı olan yaklaşık 4 milyar insanın sahip olduğu toplam servetten daha fazlasına sahip olması. Bu tablo, servetin artık yalnızca “zenginler lehine bozulduğunu” değil, küresel ölçekte aşırı bir yoğunlaşmaya dönüştüğünü gösteriyor.

Başka bir eşitsizlik de cinsiyete dayalı; kadın milyarderler servetin sadece %13’üne sahipken erkekler %87 ile milyarderler ligini domine ediyor.

  • Ortalama olarak, en zengin %1’lik kesimdeki bir kişinin en alt %50’lik kesimdeki bir kişiden 8.251 kat daha fazla serveti var.
  • İnsanlığın en yoksul yarısı dünya servetinin sadece %0,52’sine sahipken, en zengin %1’lik kesim %43,8’ine sahip.

Bu tablo talep daralması riskini, sosyal huzursuzluk kaynaklı operasyonel kesintileri, vergi politikalarında sert dönüşleri ve regülasyon şoklarını önümüzdeki yıllarda daha olası hale getiriyor.

Aynı Anda Yoksulluk ve Açlık Yayılıyor

Bir yanda servet rekorları kırılırken, diğer yanda dünya nüfusunun neredeyse yarısı yoksulluk içinde yaşıyor. Veriler paylaşımdaki adaletsizliğin boyutunu gözler önüne seriyor:

  • 3,83 milyar insan yani dünya nüfusunun %48’i yoksulluk içinde yaşamaya çalışıyor.
  • Küresel olarak her 4 kişiden 1’i orta veya ağır düzeyde gıda güvencesinden yoksun durumda. Bu sayı 2015–2024 yılları arasında %42,6 arttı.
  • Ağırlıklı gelişmiş ülkelerin bulunduğu Avrupa ve Kuzey Amerika’da bile 92 milyon kişinin yeterli  gıdaya erişimi bulunmuyor.
  • Milyarderlerin yalnızca son bir yılda kazandığı servetin %65’i, küresel aşırı yoksulluğu tamamen sona erdirmeye yeterli.

Bu veriler doğrudan tedarik zinciri kırılganlığı, işgücü verimliliği kaybı, grev ve toplumsal protesto riski, sağlık maliyetlerinde artış ve satın alma gücünde düşüş anlamına geliyor.

Özellikle düşük gelirli ülkelerde üretim yapan veya tarım, tekstil, madencilik, gıda gibi emek yoğun sektörlerde faaliyet gösteren şirketler için bu tablo maddi finansal risk niteliğini taşıyor.

Oxfam, bu tabloyu “Doğal değil; politik olarak üretilmiş bir eşitsizlik düzeninin sonucu” olarak tanımlıyor.

Küresel Borç Krizi ve Kamu Hizmetlerinin Çöküşü

Rapor, özellikle gelişmekte olan ülkelerde:

  • Ülkelerin eğitim ve sağlıktan daha fazla kaynağı borç faizine ayırdığını,
  • Özellikle IMF kaynaklı kemer sıkma politikalarının kamu hizmetlerini zayıflattığını,
  • Yardım bütçelerindeki kesintilerin 2030’a kadar 4,5 milyonu 5 yaş altı çocuklar olmak üzere 14 milyondan fazla ek ölüme yol açabileceğini ortaya koymaktadır.

Bu durum orta sınıfın oluşmasını engellediği gibi iç pazar büyümesini sınırlıyor, politik istikrarsızlığı artırıyor, ülke risk primlerini yükseltiyor ve uzun vadeli yatırım yapılabilirliğini azaltıyor.

Eşitsizlik ve Demokrasi Yakından İlişkili

Eşitsizlikler ile demokrasi arasında ters orantılı bir ilişki mevcut. Rapor, eşitsizlikler arttıkça demokratik gerilemenin nasıl oluştuğunu sayılarla ortaya koyuyor:

  • En eşitsiz ülkelerde demokratik gerileme yaşanma olasılığı, daha eşit ülkelere kıyasla 7 kat daha fazla.
  • Milyarderlerin siyasi makamlara gelme olasılığı, sıradan vatandaşlara göre 4.000 kat daha yüksek.
  • 136 ülkede yapılan analizler, kamu politikalarının alt gelir gruplarından ziyade üst gelir gruplarının tercihlerini yansıttığı gösteriyor.

Bu veriler düzenleyici kurumların kamu yararını gözetmek yerine düzenledikleri sektörlerin çıkarlarını önceliklendirmesi, adil rekabetin bozulması, yolsuzluk riskinin artması ve hukukun üstünlüğünün zayıflaması gibi sonuçlarla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Rapor, süreci şöyle özetliyor: “Zenginlik, siyaseti satın alıyor; siyaset de zenginliği kalıcılaştırıyor.”

Medya ve Dijital Güç Yoğunlaşması: Yeni Yönetişim Sorunu

Günümüzde küresel büyük medya şirketlerinin yarısından fazlası milyarderlerin kontrolünde olduğu gibi en büyük 10 yapay zekâ şirketinin 8’i de milyarderlerin sahipliğinde. Dahası üretken yapay zekâ pazarının %90’ını üç şirket kontrol ediyor.

Bu tekelleşme durumu bilgi asimetrisi, kamuoyu manipülasyonu, politik kutuplaşma ve regülasyonların etkisizleşmesi risklerini büyütüyor.

Kadınlar ve Kırılgan Gruplar Daha Ağır Bedel Ödüyor

Eşitsizlik herkesi etkiliyor, ancak dezavantajlı ve kırılgan grupları çok daha sert vuruyor. Yoksulluk içinde yaşayan kadınlar, etnik azınlıklar, LGBTİ+ bireyler ve engelliler eşitsizliğin yanı sıra dışlanma, ötekileştirme ve ekonomik zorluklarını protesto etme özgürlüklerinin azalması gibi daha da şiddetli etkilerle karşı karşıya kalıyor. Bu gruplar, en düşük ücretli ve en güvencesiz işlerde çalışıyorlar.

  • Erkeklerin gelirleri ortalama olarak kadınlarınkinden 2,4 kat daha fazla.
  • Kadınların işgücünde gelir payları ise sadece %29.
  • Kadınlar her gün 12,5 milyar saat ücretsiz bakım emeği veriyor; bunun küresel ekonomiye katkısı en az 10,8 trilyon dolar.
  • ABD’de LGBTQ+ bireylerin %22’si yoksulluk içinde; heteroseksüel bireylerde bu oran %16.

Karşımıza çıkan bu tablo; insan sermayesinin verimsiz kullanıldığını, toplumsal katılımın düştüğünü ve üretkenlik kaybı olduğunu gösteriyor.

“Aşırı Zenginlik” Tartışması ve Üst Servet Sınırı

Rapor, siyaset felsefecisi Ingrid Robeyns’in geliştirdiği “Limitarianism” (Servet üst sınırı) yaklaşımına da yer veriyor. Bu yaklaşım bize aşırı servetin demokratik sistemler için yapısal tehdit oluşturduğunu ve 10 milyon ABD doları üzeri servetin ağır biçimde vergilendirilmesi veya sınırlandırılması gerektiği savunmaktadır.

Bu görüş, birçok ülkede yapılan araştırmalarda milyonerlere sorulduğunda dahi önemli destek buluyor ve yeni politikaların oluşturulmasının bir zorunluluk olduğunu gösteriyor. Servet vergileri, asgari kurumlar vergileri, küresel vergi şeffaflığı ve kamu gelirlerinde artış yönünde yapılacak yeni düzenlemeler artık kaçınılmaz…

 “Bu Kader Değil”: Çözüm Önerileri

Oxfam raporu yalnızca teşhis koymuyor; açık bir yol haritası da sunuyor:

  1. Sosyal boyut:
    1. Ulusal Eşitsizlik Azaltma Planları
    1. Gini katsayısı hedefi ≤ 0,30
    1. Asgari ücret ve sosyal koruma sistemleri
  2. Yönetişim boyutu:
    1. Servet vergileri
    1. Seçim finansmanının kısıtlanması
    1. Lobicilik faaliyetlerinin düzenlenmesi
    1. Medya tekelleşmesinin önlenmesi
  3. Kurumsal yapı:
    1. Sendikaların güçlendirilmesi
    1. Sivil toplumun korunması
    1. Basın özgürlüğü
    1. Protesto ve örgütlenme hakkı

Ayrıca “Eşitsizlik Uzmanları Olağanüstü Komitesi”nin ekonomik eşitsizlikler konusundaki ilk raporunu G20 ülkelerine yayınlaması da gündemi farklı bir boyuta taşıdı. Raporun ana önerisi, Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) benzeri bir yapı olan “Bağımsız Eşitsizlik Paneli (IPI)” kurulmasıdır. Bu panelin dünyanın dört bir yanındaki eşitsizlik uzmanlarının çalışmalarını bir araya getirerek, politika yapıcılarına eşitsizlik acil durumunun boyutu, nedenleri, etkileri ve olası çözümleri hakkında zamanında, doğru ve yararlı bilgiler sunması hedefleniyor.

Sonuç: Oligarşi mi, Demokrasi mi?

Oxfam’ın vardığı sonuç oldukça sert: “Dünyada yeterince kaynak var. Sorun kıtlık değil, aşırı yoğunlaşmaya dayalı adaletsiz paylaşım.”

Bu nedenle rapor, eşitsizliği bir “Yardım Konusu” değil, demokratik bir hayatta kalma meselesi olarak tanımlayarak küresel eşitsizliğin artık yalnızca “Sosyal” başlığı altında raporlanacak bir konu olmadığını vurguluyor. Aynı zamanda makroekonomik istikrar, yönetişim kalitesi ve uzun vadeli yatırım güvenliği açısından kritik bir ESG riski olduğunu belirtiyor.

Şirketler için riski en aza indirmenin yolu tedarik zinciri stratejilerinin yeniden tasarlanması, ücret politikalarının gözden geçirilmesi, vergi şeffaflığının artırılması, lobi faaliyetlerinin etik çerçevede yürütülmesinden geçiyor.

Yatırımcılar için ise ülke risk analizlerinde eşitsizlik göstergelerinin kullanılması, ESG skorlarının “sosyal” boyutunun daha titizlikle analiz edilmesi, oligarşik yapılara bağımlı iş modellerinden kaçınılması giderek daha kritik hale geliyor.

In:

“Küresel Eşitsizlik: ESG Açısından Sistemik Bir Risk” için 0 yanıt