Avrupa sürdürülebilirlik raporlamasında son yılların en dikkat çekici gelişmelerinden biri, EFRAG’ın 23 Temmuz 2026 tarihinde yayımladığı ESRS-40a Exposure Draft oldu. İlk bakışta bu taslak, yalnızca Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD) kapsamındaki AB dışı şirketler için hazırlanan yeni bir raporlama standardı gibi görünebilir. Ancak taslak dikkatle incelendiğinde, Avrupa’nın sürdürülebilirlik raporlamasına ilişkin yaklaşımında önemli bir değişimin sinyallerini verdiği görülüyor.
Elbette burada önemli bir hatırlatma yapmak gerekiyor. ESRS-40a henüz yürürlüğe girmiş bir standart değil. EFRAG tarafından kamuoyu görüşüne açılmış bir Exposure Draft niteliğinde. 23 Temmuz–31 Ekim 2026 tarihleri arasında yürütülen 100 günlük istişare sürecinin ardından taslak revize edilecek ve nihai teknik tavsiye Avrupa Komisyonu’na sunulacak. Standart ancak Avrupa Komisyonu tarafından kabul edilmesi halinde yürürlüğe girecek.
ESRS’den Farklılaşan Yaklaşım
AB şirketleri için uygulanan ESRS’lerin temelini hepimizin yakından bildiği çift önemlilik (double materiality) yaklaşımı oluşturuyor. Bu sistemde şirketler yalnızca çevre ve toplum üzerindeki etkilerini değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik kaynaklı riskleri, fırsatları ve bunların şirket üzerindeki finansal etkilerini de raporlamakla yükümlü.
ESRS-40a Taslağı ise bu noktada belirgin şekilde ayrışıyor.
Taslakta odak, büyük ölçüde impact materiality (etki önemliliği) üzerine kuruluyor. Başka bir ifadeyle, şirketlerden öncelikle çevre ve insanlar üzerindeki etkilerini açıklamaları beklenirken; sürdürülebilirlik kaynaklı finansal riskler, fırsatlar, dayanıklılık (resilience) ve bağımlılıklar (dependencies) bu taslakta büyük ölçüde yer almıyor. Deloitte’un taslağa ilişkin teknik değerlendirmesi de bunu açık biçimde ortaya koyuyor: ESRS-40a, tam ESRS setinden farklı olarak yalnızca etkilere odaklanıyor.
İlk bakışta bu durum, “EFRAG çift önemlilikten vazgeçiyor” şeklinde yorumlanabilir. Ancak taslağın Basis for Conclusions bölümü incelendiğinde bunun doğru bir değerlendirme olmadığı görülüyor.
Bunun nedeni EFRAG’ın tercihi mi?
Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri tam da burada ortaya çıkıyor.
EFRAG, bu değişikliği kendi metodolojik tercihi olarak sunmuyor. Aksine, ESRS-40a’nın hukuki dayanağı olan Muhasebe Direktifi’nin 40a maddesinin, AB dışındaki belirli şirketlerden esas olarak sürdürülebilirlik etkilerine ilişkin raporlama talep ettiğini vurguluyor. Proje açıklamasında da bu yükümlülük açıkça “report on their sustainability impacts” ifadesiyle tanımlanıyor.
Basis for Conclusions’dan çıkan yaklaşım şu şekilde özetlenebilir:
“Revize edilmiş ESRS’ler başlangıç noktası olarak alındı; ardından Article 40a’nın kapsamına girmeyen açıklamalar sistematik olarak çıkarıldı.”
Dolayısıyla riskler, fırsatlar ve finansal dayanıklılığa ilişkin açıklamaların azaltılması, çift önemlilik yaklaşımının reddedildiği anlamına gelmiyor. Daha doğru ifadeyle bunlar, Article 40a’nın kapsamı dışında kaldıkları için taslakta yer almıyor.
Bu ayrım oldukça önemli. Çünkü taslak, ESRS’nin felsefesini değiştirmiyor; yalnızca AB dışındaki şirketler için uygulanacak raporlama kapsamını yeniden tanımlıyor.
Peki neden GRI akla geliyor?
Taslağı okurken aklıma gelen ilk standart GRI oldu.
Çünkü GRI’nın temel yaklaşımı da yıllardır aynı soruya dayanıyor:
“Kuruluş çevreyi, ekonomiyi ve toplumu nasıl etkiliyor?”
ESRS-40a Taslağı da benzer şekilde şirketlerin etkilerini merkeze alıyor. İnsan hakları, çalışanlar, çevresel etkiler ve değer zincirindeki etkiler yine raporlamanın önemli unsurları arasında yer alıyor.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise şu:
EFRAG, taslağın hiçbir bölümünde GRI’ya yakınlaşmayı hedeflediğini söylemiyor. Böyle bir gerekçe veya politika tercihi açıklanmıyor. Ancak ortaya çıkan sonuç oldukça ilginç.
Etki önemliliğini merkeze alan bir raporlama sistemi tasarladığınızda, metodolojik olarak GRI ile daha fazla ortak zemin paylaşmaya başlıyorsunuz.
Dolayısıyla benzerlik, bilinçli bir yön değişikliğinden ziyade seçilen hukuki çerçevenin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.
Taslağın en tartışmalı başlığı: Mixed Approach
Taslağın dikkat çeken bir diğer yönü ise “Mixed Approach” olarak adlandırılan yaklaşım.
Bu modele göre AB dışındaki şirketler belirli koşullar altında raporlamalarını ya küresel operasyonları üzerinden ya da yalnızca AB kapsamındaki etkileri üzerinden hazırlayabilecek.
Daha da dikkat çekici olan ise EFRAG’ın bu konuda alışılmadık derecede şeffaf davranması oldu.
EFRAG Sustainability Reporting Board, taslağı kamuoyu görüşüne açarken Mixed Approach konusunda çekincelerini resmi olarak Avrupa Komisyonu’na ilettiğini duyurdu. Ayrıca bu yaklaşımın, Avrupa Komisyonu’nun talebi doğrultusunda taslağa dahil edildiğini de açıkça paylaştı. Bu açıklama, EFRAG’ın teknik değerlendirmesi ile Komisyon’un politika tercihinin birbirinden ayrıldığını göstermesi açısından oldukça dikkat çekici.
Bu durum bize önemli bir şeyi gösteriyor.
ESRS-40a yalnızca teknik bir standart çalışması değil; aynı zamanda Avrupa’nın politika tercihlerini de yansıtan bir düzenleme.
Türkiye açısından ne ifade ediyor?
Taslak özellikle Türkiye’deki şirketler açısından yakından takip edilmeli.
Bugün birçok şirket aynı anda TSRS, GRI, CDP, EcoVadis, LSEG ve farklı müşteri beklentilerine göre raporlama yapıyor.
Eğer ESRS-40a mevcut yaklaşımını koruyarak yürürlüğe girerse, AB dışındaki şirketler için hazırlanan raporların etki odaklı yapısı ile GRI arasındaki uyumun artması mümkün olabilir. Bu da özellikle veri toplama ve raporlama süreçlerinde önemli kolaylıklar sağlayabilir.
Ancak bunun, TSRS veya ISSB yaklaşımının önemini azalttığı şeklinde yorumlanmaması gerekir. TSRS ve ISSB yatırımcı odaklı finansal önemlilik yaklaşımını sürdürürken, ESRS-40a farklı bir hukuki yükümlülüğü yerine getirmeyi amaçlıyor.
Sonuç
ESRS-40a Taslağı, ilk bakışta yalnızca AB dışındaki şirketler için hazırlanmış yeni bir raporlama standardı gibi görünse de, satır araları incelendiğinde daha önemli bir mesaj veriyor.
EFRAG, klasik ESRS yaklaşımını tamamen terk etmiyor. Ancak Article 40a’nın hukuki çerçevesi doğrultusunda, etki önemliliğini merkeze alan daha sade bir raporlama modeli öneriyor. Bu yaklaşım da doğal olarak GRI ile bugüne kadar görülmemiş ölçüde ortak bir metodolojik zemin oluşturuyor.
Bugün için “EFRAG GRI’ya döndü” demek doğru olmaz.
Ancak şu tespiti yapmak mümkün:
ESRS-40a Taslağı, Avrupa’nın AB dışındaki şirketler için etki odaklı raporlamayı ön plana çıkaran yeni bir yaklaşım önerdiğini gösteriyor. Eğer bu yaklaşım nihai standartta da korunursa, küresel sürdürülebilirlik raporlamasında GRI ile ESRS arasındaki yakınsama önümüzdeki yılların en önemli tartışma başlıklarından biri olabilir.


“EFRAG GRI’ya Yaklaşıyor mu? ESRS-40a Taslağı Ne Anlatıyor?” ögesine 0 yanıt